TKP'li Öğrenciler ve Öğrenci Kolektiflerinin birlikte örgütlediği "Emperyalizmin savaş çığırtkanlığına karşı Denizlerin yolundayız" başlıklı anma etkinliği 10 Mayıs Perşembe günü saat 16.15'te...
Gençliğin Mücadelesi ve Üç Devrimci
Türkiye’de solun tarihine baktığımız zaman özellikle iki dönemin çeşitli açılardan ön plana çıktığını görürüz. Bunlardan birincisi emperyalist işgale karşı yürütülen mücadele dönemi, ikincisi ise 1960-80 arasını kapsayan dönemdir. Özellikle, tarihimizin önemli kesitlerini incelerken 1961-71 arasında kalan ve kabaca 68 kuşağı olarak adlandırılan dönemin akla ilk gelen dönem olması şaşırtıcı değil. Bu kuşağın öne çıkan “mücadelesi”, kendisinden sonra gelen tüm kuşakları etkilemiş ve şekil vermiştir. Daha da önemlisi, bu dönemde gençliğin de siyasete yoğun bir şekilde katılması ile birlikte geniş emekçi yığınları ülkeye damgasını vurmuş ve gençlik kendi tarihsel karakterlerini ortaya çıkartmıştır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Türkiye’de sosyalizm mücadelesinde işte böyle tarihsel bir özellik kazanmıştır.
1947-49 arasında doğanlar, bir genelleme yaparsak, çocukluk dönemlerini Demokrat Parti iktidarı altında geçirmiş ve bu döneme özgü kimi özellikler kazanmışlardır. ABD tarafından sürekli övülen , erken bir projenin ürünü Demokrat Parti iktidarında, ülkenin kapitalistleşme yönündeki ivmesi hızlanmış ve irili-ufaklı olan sanayi havzaları genişlemişti. Bu üç devrimcinin de çocukluk yılları bu dönemde geçmiş, az çok ülke siyasetiyle ilgilenebilecek yaşa geldiklerinde ise 27 Mayıs’ı ve 61 Anayasası’nı görmüşlerdi. Dolayısıyla, ülkenin gençliğine, düzenin ufkunu aşan bir bakış açısı uygun düşmektedir. Diğer yandan, 1947’den itibaren devam eden Soğuk Savaş, bir yanda emperyalizmin anti-komünist histerileri beslemesine neden oluyor, ancak sosyalizmin emperyalizm karşısında kazandığı bir dizi zafer ve kapitalizmin sosyal refah devleti modelinde başlayan hızlı çözülme, dönemin devrimci olanaklarını besliyordu. Özellikle, Türkiye’de işçi sınıfının kitlesel bir biçimde mücadele etme isteği gösterdiği ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1965 seçimleri ile birlikte yakaladığı ivme ülke gençliğini hızla siyasete çekiyordu. Deniz, Hüseyin ve Yusuf da siyasete TİP ile atılmışlardır.
Dönemin bu tür özellikleri, gençliğin birkaç yıl içerisinde hızla sosyalizme ilgi duymasıyla sonuçlanıyor ve düzenin ufku ile sınırları çizilen “memlekete karşı sorumluluklar” olgusunu düzen dışı bir çizgiye doğru taşıyordu. Emperyalizmin dış bir olgu olmaktan çıkıp içsel bir olgu olarak görülmeye başlandığı bu yıllarda, gençlik anti-emperyalist karakterini güçlendiriyor ve emperyalizmden tek kurtuluşun sosyalizm olduğunu fark ediyordu. Yurtseverlik ve halkçılık bu dönemin gençliğinin en belirgin özellikleriydi. Özellikle Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un hayatlarını incelediğimiz zaman, emekçi sınıflarla olan bağlarını farkedebiliriz. Bu dönemin devrimci gençlik önderlerinin farklı toplumsal kesimlerden gelmesi, solun kazandığı mevzileri kanıtlar durumdadır.
Mücadeleye TİP içerisinde başlayan üç devrimci, çeşitli eylemlerde ön plana çıkmaya başlar. Deniz ilk olarak 1966 yılında Çorumlu temizlik işçilerinin eyleminde ön plana çıkarken, 1968 yılını sarsan üniversite işgalleri sırasında gençlik içerisinde önemli bir yer ediniyordu. Hüseyin ve Yusuf da ODTÜ’deki boykotlarda önemli rol oynuyorlardı. 1968 yılı ile beraber yükselen mücadele, egemen sınıfların şiddetli baskısı ile karşılaşıyordu. Düzenin siyasal krize sürüklendiği, toplumsal dokunun çözülmeye uğradığı bu dönemde sosyalist harekette ise devrim stratejisi tartışmaları hız kazanıyordu. Sosyalist Devrim- Milli Demokratik Devrim ayrışması biraz da bu krizin yarattığı siyasal atmosferle alakalıydı. Bir dizi tarihsel olay, Küba devrimi, Vietnam Savaşı, Afrika’daki ulusal kurtuluş mücadeleleri, dönemin gençliğine ilham veriyordu. Bu nedenle gençlik farklı arayışlar içerisine giriyor, anti-emperyalist damarını gerilla mücadelesi üzerinden kurgulamaya başlıyordu.
TİP’ten uzaklaşarak farklı arayışlar içerisine giren üç devrimci, 1969 yılında diğerleri ile beraber El-Fetih kampına gidiyordu. Yusuf Aslan buradan döndükten sonra Ant dergisine şu demeci veriyordu: “Savaşımız, çağımızın yüzkarası emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşıdır; ezilen dünya halklarının direnişinin bir parçasıdır ve emperyalizm Orta Doğu’dan kovulana, dünyadan yokolana kadar sürecektir.” Anlaşılacağı üzere gençlik dünyada yükselen çeşitli gerilla mücadelelerinden ilham almaktadır ve düzenin baskısına karşı kabuğunu bu şekilde çatlatma arayışındadır.
15-16 Haziran’da gerçekleşen büyük işçi eylemleri ile Türkiye’de bir dönem kapanıyor ve işçi sınıfının varlığı artık inkâr edilemez hale geliyordu. Kendisini MDD içerisinde konumlandıran gençlik, buna uygun bir konumlanış almaya çalışıyor; ancak gerilla mücadelesini yegâne çözüm olarak görüyordu. 12 Mart faşizminin ilga ettiği Anayasa ile gençlik artık gemileri yakma noktasına geliyordu. Bu noktada Marks’ın şu sözlerini hatırlamak gerekiyor: “Parlamentoda ulus, genel iradesini bir yasa katına yükseltiyordu, yani bu demektir ki, egemen sınıfın yasasını kendi iradesi yapıyordu.” Dönemi bu şekilde özetlemek mümkün olmakla beraber, faşizme karşı mücadele “yenilgi” ortamına doğuyordu.
1970 yılının sonunda kurulan ve kuruluşunu 1971’de açıklayan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), amacının Amerikan emperyalizmine karşı silahlı mücadele vermek ve ülkedeki tüm işbirlikçileri temizlemek olduğunu açıklıyor ve tüm onurlu yurtseverleri mücadeleye davet ediyordu. THKO’nun siyasal çizgisini oluşturan Hüseyin İnan “Türkiye Devriminin Yolu” adlı broşürde 12 Mart’ı devrimci güçleri yok etmek, ekonomik ve politik krizin önüne geçmek ve gerici güçler arası birliği sağlamak olarak özetliyor ve mutlak mücadele çağrısı yapıyordu . 12 Mart faşizminin baskıyı arttırması, tüm devrimci siyasal örgütleri baskılaması ile THKO daha kuruluş aşamasında abluka altına alınıyordu. Nitekim 4 ABD’li askerin kaçırılması dışında fazla etkin olamıyor ve örgütün önderleri tek tek yakalanıyordu.
Yakalandıktan sonra devrimci önderler askeri mahkeme tarafından “Anayasa'yı tağyir, tebdil ve ilga etmek” suçundan yargılanmaya başlar. Deniz Gezmiş, sorgusunda iddianamede belirtilen suçlara yönelik yaptığı savunmada, bu suçların mesnetsiz olduğunu ve kendilerinin böyle bir amaç taşımadığını belirttikten sonra yargılamanın asıl amacını şöyle belirtmiştir: “İddianame baştan beri arz ettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. “ Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’da benzer şekilde savunmalar yapmış ve ortak savunmalarında aynı görüşü belirtmişlerdir. Sonucunda askeri mahkeme idam kararı vermiştir. Daha sonra meclis tüm karşı çıkmalara rağmen infazları onaylar. İnfaz oylamasında evet verenler arasında Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan da vardır. 6 Mayıs 1972 tarihinde cezaları infaz edilir. Son sözleri “Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi, yaşasın Kürt-Türk Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi, Kahrolsun Emperyalizm” olarak kaydedilir.
Türkiye’de solun kitlesellik kazandığı ve emekçi sınıfların ülke gündemini belirler hale geldiği bir dönemin karakterleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan siyasetin arkaik bir biçimde yapıldığı ülkede, düzenin sınırlarını aşmış ve mücadele açısından örnek olmuşlardır. 20’li yaşlarında kendilerini Türkiye halkına adayan bu üç devrimci, gençliğin sosyalizm özleminin ve bağımsızlık arayışının simgesi olmuştur. Gençliğin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık arayışının neferi olan bu üç devrimci, geleneğimize ışık tutmaktadır.





